Boş ver!

      Evet boş verin. Bu anı, olup biteni, hayvanları, insanları, memleketi, doğayı, çevreyi, geleceği, boş verin.

      Boşvermişlik duygusu, gerçek hayatla ve günlük hayatla olan bağı zayıflatıyor, yaşama gücünü eritiyor.

      Bizde çok yaygındır; sana mı kaldı bunu yapmak veya düşünmek cümlesi, daha doğrusu sorusu. Veya üstüne vazife mi? Söylemiyle kırılan azim.

      Aslında ne kadar farkındaysak, hayatın içinde de o kadar var oluyoruz.

      Robot olmadığımıza göre, merak etmek, ilgi duymak, nerede, nasıl ve ne oluyoruzu sorgulamak, insani özelliklerimiz.

      Etliye sütlüye karışmamak, düşünmemek, fikir yürütmemek, vazgeçilmez oldu.     

      Boş vermek, tepkisiz olmak, işine gelenlerin ekmeğine yağ sürüyor.

      Sorgu işi o kadar aşağıya indi ki toplum bitkisel hayata girmiş durumda.

      Ne olacağız, boş ver.

      Geleceğimiz, boş verin.

      Endişeliyim, bir şey olmaz.

      Sormayan, sorgulamayan ve boş veren insanlar; İçinde bulundukları topluma fayda yerine zarar veriyor.

      Günü kurtar yeter.

      Sadece günü yaşa.

      Düşünmeyen, görmeyen ve alakasız insanlar, o kadar çoğalıyor ve bitecek gibi de değiller.

      Durumumuz hiç iç açıcı değil. Her şeyden bi haber olduk ve olmaya devam ediyoruz.

      Bana ne! Boş ver! Boş verin! demeyin artık.

      Okuyan, seyreden, gören, ilgi duyan, önemseyin, merak eden, sorgulayan, öğrenen ...

      Bunlardan biri olmayı, seçin artık.

      Bir tanesi bile çok değerli ve yeterli.

      Yaşadığınızı fark edeceksiniz.

      Yazıya bakıp durmayın, tekrar okuyun. Boş vermeyin, boşa gitmeyin ...

      Niyazi ismine ve anlamına, gerekli değeri gösterelim.

      Okunuyor olmak dileğiyle, saygılar.