Bir esnafı arıyorum: Aynı ürünü satıyorsunuz, filan noktadaki bayinin telefonu lazım. Verebilir misiniz? Diyorum. Telefonunu bilmiyoruz. Onlar iki ayrı ürünün bayiliğini yapıyorlar. Sadece bizim ürünün değil diyor. Hangi ürünün bayiliğini yaparsa yapsın. Aslında telefonunu da bildiğini gayet iyi biliyorum. O nedenle aradım. Ama, haset olduğundan vermiyor. Sadece kendisi para kazanacak. Başkalarına ekmek yok. Halbuki verse ben o bayiye sipariş veririm. İleride bir gün o bayiye de bu zatın telefonunu verir bir başkası sipariş verir.

Ne telefonu birader? Artık internet denen bir olay var. Girersin google’ye istediğin numarayı bulursun. Dediniz demesine de öyle kolay bulunmuyor. Bazıları merkez telefonunu, bazıları bölge telefonunu verirken, küçük bayilerin numaraları olmuyor. Yada bir başka isimle kayıtlı olduğundan bulunamıyorlar. Dolayısıyla da yine de eski usullerle sorup araştırıp buluyorsunuz.

Ben bir başka avukat arkadaşın telefonunu sorduklarında bilmiyorsam bile bir dakika deyip baronun telefon rehberinden numarayı bularak veriyorum. Normali de budur. Hasetlik ve fesatlık kimseye bir fayda sağlamaz. Aslı olan iyi niyettir. Vatandaşın sıkıntısını en kısa sürede giderecek yardımı yapmak yada yapmamak kişinin bileceği şey de, yapmamak için bir neden olmalı. Normalde yapılacak basit bir şey için yorgunu yokuşa sürmek hoş değil ki.

Biz eskiden böyle değildik. Adres telefon, vatandaşın dükkanı sorulduğunda bilen işini gücünü bırakıp ilgilenirdi. Şimdi iyice bozulduk. Artık kimse kimsenin yüzüne bakmaz oldu. Herkes sorulan bütün sorulara robot gibi “bilmiyorum!” cevabını veriyor. İnsan ilişkilerinde deformasyon sürüyor. Toplum olarak bizim genlerimiz bozuluyor.  Ayarımız kaçıyor. Ayarı bozulan kantar, gün gelir seni de tartar. Ata sözünden hareketle bugün başkalarına karşı davranışının aynısını yarın başkaları da sana davranarak yansıtacaklardır. Demedi deme. Saygılarımla.