Millet olarak şakşakçılığı çok severiz. Alkış tutulan kişiyi, hatasız kul olarak kabul ederiz.

      Orhan Gencebay’ın, hatasız kul olmaz eserini, iyi okumak gerekiyor. Cevabı bulmak kolay olacak.

      Güzel yapılanı alkışlamak ne kadar doğruysa, hatalı yapılanı sorgulamak da en doğrusudur.

      Vur deyince öldürüyor, sev deyince de abartıyoruz. Orta yol, doğru olanı alkışlamaktır.

      Hatasız olduğunu düşünmek, toz kondurmamak, akla mantığa asla uygun değildir. İnsanların genellikle hatalı davrandıkları, ikaza muhtaç oldukları kesindir.

      Siyasiler ve yöneticiler de insandır. Anadan, babadan, eskilerden, aileden böyle gördük. Biz, bu siyasi görüşü benimsiyoruz demek; insan olmanın, mantıklı davranmanın, akılcı fikir yürütmenin tabiatına aykırıdır. Herkes zaman zaman büyük, küçük yanlışlar yapabilir. Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmeliyiz. O yaptıysa doğrudur, felsefesi insanlar için asla geçerli değildir. Gözümüzde aşırı büyütmek veya aşırı küçümsemek, gerçekçi değildir.

      Gerektiğinde eleştirmek, doğruysa dik durmak; siyasi ve yöneticilerin sürekli gözlendiğini, hataya karşı ihtiyatlı davranmaya ve kararlar almaya yönelttiği, bir oto kontroldür.     

      Çoğulcu demokratik sistemlerde, körü körüne, toptan alkış yoktur. Kamu oyu baskısı, yöneticilerin sağlam ve doğru kararlar almalarını sağlar.

       Her şeye alkış tutmak: vazgeçilmezlik, her şeyi ben bilir ve ben yaparım, algısını oluşturur.   

      Maalesef her şeye alkış tutanlar, her dönem var olmuş ve bugüne kadar gelmiştir. Onların işi dalkavukluk, yağcılık, aklama paklama, görevidir.

      Bizler her şeye alkış tutmayıp, sorguladığımız, irdelediğimiz hesap sorduğumuz sürece işler daha doğru olacak, herkes hakkını ve haddini bilecek, asla vazgeçilmezim bilinci ve tavrı olmayacaktır.

      Her şeye alkış tutmak, insan olmanın doğasına aykırıdır.

      Okunuyor olmak dileğiyle, saygılar.