Günlerden 01 Temmuz 2020.

      Bugün, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı.

      Kabotaj; bir devletin kendi limanlarına, deniz ticareti konusunda tanıdığı ayrıcalıktır ve Fransızca kökenli bir kelimedir.

      Fransızlar için kıyılar o denli önemli idi ki sahil boyunca yapılan kıyısal gemi seyrini anlatmak için “caboter” fiilini ürettiler.

      Kabotajdan yalnızca yurttaşlarının yararlanması, ulusal ekonomiye önemli bir katkı sağlamaktadır. Bu yüzden devletler, yabancı bandıralı gemilere kabotaj yasağı koyma yoluna gitmişlerdir.

      Günümüzde Kabotaj hakkı veya kabotaj kanunu; denize kıyısı olan ülkelerin, kendi ülkesel denizcilik sektörünü koruma amaçlı geliştirdikleri sistemin, genel adıdır.

      Kabotaj kanunları; ülkesel denizcilik sektörünü, dış rekabete karşı korumayı ama aynı zamanda da ülke içerisinde deniz taşımacılık altyapısını, ulusal güvenlik bakımından gözetmeyi ve yoğun trafiğe sahip kıyısal sularda, deniz emniyetini sağlamayı amaçlar. Dolayısı ile Kabotaj Hakkının ekonomik yönü olduğu kadar, emniyet ve güvenlik yönü de olan bir sistem olduğu kabul edilir.

      Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’nın ardından hem maddi hem de manevi anlamda büyük yıkıma uğradı. Mondros ateşkes anlaşmasının imzalanması ile boğazlar ve limanlar yabancı ülkelerin yönetiminin eline geçti. Savaştan sonra ülkenin yeniden ayağa kalkması gerekiyordu, bu sebeple Atatürk yeni ekonomi girişimlerinde bulunulması gerektiğinin farkına vardı. 4 Mart 1923 ‘de İzmir’de Türkiye İktisat Kongresi toplandı. Bu kongrede yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ekonomisine güç sağlayabilecek çözümler konuşuldu.

      20 Nisan 1926’da Kabotaj kanunu kabul edildi, 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe girmesiyle Türk limanları özgürlüğüne kavuştu.

      815 sayılı Kabotaj Kanunuyla; ”Türkiye limanları ve sahilleri arasında yük ve yolcu taşınması ile kılavuzluk ve römork hizmetleri, Türk vatandaşları ve Türk bayrağı taşıyan gemilerce yapılır.”  Bu yasaya göre Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm karasuları ve limanları arasındaki deniz ticareti, yolcu taşımacılığı, dalgıçlık, rehberlik, kaptanlık, tayfalık vs. hepsi yeni Türk Devletinin yönetiminin altına girdi. Bu yasa ile beraber Türkler kendi limanlarında, akarsularında, göllerde, Marmara Denizi ve boğazlarda tam bağımsızlığı kazanmış oldu. Yabancı devletlerin gemilerinin, sadece Türk ve yabancı devletlerin limanları arasında ticaret yapabileceği belirtildi. Böylelikle ekonomide ilk bağımsızlık elde edilmiş oldu.

      2020 yılına baktığımızda; 1926 yılında millileştirilen limanlarımızın durumu, eskiye dönmüş gibi.

      Karadeniz’in Sinop, Samsun, Ordu, Ereğli ve Trabzon limanları,

      Ege Denizi’nin Kuşadası, Dikili ve İzmir limanları,

      Akdeniz’in İskenderun, Alanya, Antalya ve Mersin limanları, millilik özelliğini kaybetmiş durumda.

      Kabotajımızı Kaybetmeyelim ...

      Okunuyor olmak dileğiyle, saygılar.