Göç olgusunun merkezinde istikrarsız coğrafyalar yer alıyor. 
      Özellikle savaş, kuraklık ve siyasi kriz nedeniyle insanlar göç etmek zorunda kalıyor. 
      Zorunlu göçmenlerin hangi rotayı izleyeceklerine ilişkin bir dizi faktör rol alsa da belirli bir varış noktası bulunmuyor. 
      Göç yönünün Avrupa’ya yönelmesinin temel nedeni ise Avrupa ülkelerinin göçmenlere “koruma” sağlama ihtimali ve göçmenlerin Avrupa’daki akrabalarının varlığı.
      Göçmenlerin büyük çoğunluğu, sınırları geçmek için insan kaçakçılarına muhtaç kalıyor.
       Mülteciler ve göçmenler tüm yolculukları boyunca; dayak, adam kaçırma, zorla çalıştırma ve keyfi gözaltı dahil olmak üzere kapsamlı şiddete maruz kalabiliyor.    
      Bunun ötesinde açlık, şiddet veya boğulma yoluyla ölümler de hiç az değil.  
      Göçmenleri bu zorlu yola ikna eden şey kendileri için başka bir seçenek olduğuna inanmamak.
      Göç veren ülkelerde temelde ekonomik ve siyasi faktörler nedeniyle insanların artık hayatını sürdüremeyeceklerine ilişkin umutların tükenmesi insanların başka coğrafyalara doğru yol almasında neden oluyor. 
      Bu yönüyle kendi coğrafyasında istikrarı ve refahı tesis edemeyen ülkelere ve nereye kadar göç? Demeye başlayan batılı ülkelere çok iş düşüyor.
      AB ve ABD yorgun. İngiltere’nin ayrılması, ekonomik problemler ve pandemi, bundan sonrasını yani kaçak ve yasal yoldan gelecek mülteci yükünü kaldıramaz.
      Bugün 18 Aralık Dünya Göçmenler Günü ama göç, göç ... Nereye kadar?
      Okunuyor olmak dileğiyle, saygılar.