Liderlerin, ideolojilerin, savaşların, bazı teknolojik gelişmelerin ve silah tiplerinin, tarihe yön veren, onu belirli ölçülerde biçimlendiren faktörler olduğu kabul edilir.   

      Büyük kitleleri etkileyen salgın hastalıkların da tarihte belirleyici rolleri vardır.

      MÖ 396 yılında Kartacalılar, Sirakuza’yı kuşatmış, fakat bu sırada orduda çıkan veba salgını yüzünden geri çekilmek zorunda kalmıştı. Eğer Kartacalılar bu kuşatmada başarılı olsalardı, Akdeniz’de Roma’nın yerine Kartaca egemenliği kurulmuş olurdu.

      Salgın hastalıklar, Haçlı Seferleri sırasında da etkisini sürdürdü. Haçlı ordularının Filistin’de tutunamamalarının en önemli nedenlerinden biri, adı konulamayan, virüstü.

      Alman İmparatoru II. Frederick 1227 yılında Haçlı ordularına destek amacıyla ordusunu Brindisi’den gemilere bindirmiş, fakat daha sonra dizanteri salgını nedeniyle, geri dönmek zorunda kalmıştı.

      İspanyollar Amerika kıtasının keşfinden sonra kıtayı istila etmeye kalkıştıklarında en büyük yardımcıları, kendilerinin getirdiği çiçek virüsünün yarattığı salgının, yerli halkı güçten düşürmesi ve yok etmesi oldu. Çiçek, kızamık ve kabakulak gibi hastalıklarla ilk kez karşılaşan Aztekler milyonlarca insanını kaybetti. Aynı felaketle daha sonraki yıllarda Güney Amerika’da İnkalar karşılaştı.

      Napolyon 1769-1821 doğu seferi sırasında bulaşıcı hastalıkların yıkıcı etkileriyle boğuşmak zorunda kaldı. 1812 yılında, Rusya seferinde karşılaştığı büyük engellerle ilgili olarak aşırı kış soğuğundan çok bahsedilmiş, fakat orduyu kırıp geçiren tifüs ve dizanteri salgınından, az bahsedilmiştir.

      1861-1865 yılları arasındaki Amerikan iç savaşında yalnızca kuzey ordusunun askerlerinin 220.000’i, tifo, dizanteri ve tüberküloz gibi hastalıklardan ölmüştür.

      1854-1856 yılları arasında yapılan Kırım savaşında da, Fransızlar askerlerinin 20.000’ini çatışmalarda, 50.000’ini ise çeşitli hastalıklardan kaybetmişlerdi. İngilizler ise 5.000 askeri çatışmalarda, 17.000 askeri ise hastalıklardan yitirmişlerdi. Fransız ordusunun başkomutanı Saint-Arnaud ile İngiliz ordusunun başkomutanı Lord Reglan koleradan öldüler. Rusların ise çatışmalarda ölen 38.000 askerine karşılık, 37.000 askeri de hastalıktan ölmüştü.

      Ülkemizde Balkan savaşları sırasında Trakya’yı ve İstanbul’u etkisi altına alan kolera salgını büyük yıkımlara yol açmış ve zorlukla kontrol altına alınmıştır.  

      Çanakkale savaşlarının en şiddetli ve kritik döneminde Osmanlı ordusu, müttefiklerinden gerekli asker ve mühimmat desteğini alamamıştı. Çünkü müttefik Avusturya kuvvetleri, tifüs salgınının kol gezdiği Sırbistan’dan geçmekten çekinmişti.

      Kurtuluş Savaşı’nda da Türk kuvvetleri, sadece düşman kuvvetleriyle değil, mikroplarla da büyük bir savaşa girişmişti. İsmet İnönü, işgalci güçlerden değil, ellerinde neredeyse sağlam katır bırakmayan sığır vebasından korkuyordu. Veterinerlerimizin sığır vebasına karşı büyük ve başarılı mücadelesi olmasaydı, Garp Cephesi’ndeki mücadelenin zaferi kesin olmayabilirdi.

      Salgın hastalıklar, savaş dışında da etkili oldu. MS 540’ta Bizans'ta baş gösteren ve imparatorun adıyla anılan Jüstinyen vebası o kadar çok insanın ölümüne yol açmıştı ki imparatorluk yıkımın eşiğine gelmişti.

      1348-1351 yılları arasında kıta Avrupa’sında ortaya çıkan ve kara ölüm adıyla anılan ünlü veba salgını da milyonlarca kişinin ölümüne neden oldu. Kara Ölüm, Avrupa’nın ekonomik, sosyal ve demografik yapısını önemli ölçüde değiştirdi.

      1918 yılında baş gösteren ve Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı olumsuz koşulların da etkisiyle kısa sürede bütün dünyaya yayılan İspanyol gribinin neden olduğu ölü sayısının, 50 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor.

      Tarihteki salgın hastalıklar; Pasteur, Koch, Lister vb. nin öncülüğündeki bilim insanlarının çabalarıyla ancak 19’uncu yüzyılda önlenmeye başlandı. 20’nci yüzyılın ilk yarısında antibiyotiğin keşfiyle de bulaşıcı hastalıklara karşı büyük bir başarı kazanıldı. 

      Bilimin ve tıbbın bu başarısıyla, tarihteki büyük yönlendirici rolü de ortaya çıkmış oldu.

      Okunuyor olmak dileğiyle, saygılar.