Su hayattır, sözü içi boş olmayan sözlerin en başında geliyor.
      İnsan ihtiyaçlarının çok çeşitli ve sonsuz olduğu, buna karşılık, insan ihtiyaçlarını doyuma ulaştırabilecek araçların ve yeryüzü kaynaklarının kısıtlı olduğunu, tüm dünya biliyor.
      Hayatın ve yaşamın ana unsuru olan su, en temel ihtiyaç maddesi olması bakımından, diğer doğal kaynaklardan farklı olarak, kullanım değerinin dışında, günümüzde sosyal, ekonomik ve politik amaçlar doğrultusunda kullanılmaya müsait bir maldır.
      Ekonomik bir mal olarak görülen su, bugün çok uluslu şirketlerin hakim olduğu küresel pazarda yüksek fiyatlarla işlem gören bir meta halini almış durumda.
      Kamu malı olan suyun dağıtılması, kamu kurumlarıyla yapılmalıdır.
      Sosyal adaletin tesisi, toplumsal refahın sağlanması ve insanlar arasında ayrım yapılmaksızın suya erişimin gerçekleştirilmesi, kamu kurumlarıyla mümkündür.
      Su hizmetlerinin ticarete konu edilmesi, özelleştirilmesi ve mal gibi satılması yönündeki politikalar, başarılı olmamıştır.
      Su kaynaklarımızın bölgemizdeki stratejik önemi de dikkate alındığında Fırat ve Dicle nehirlerinin kullanımına ilişkin Irak ve Suriye ile olan ilişkilerde, uluslararası hukukun değerlerini gözeterek, hakkaniyetli bir tutum sergiliyoruz.
      Bu bakımdan su kaynaklarının uluslararası hukukta nasıl kullanıldığı, sınır aşan suların hangi rejimle yönetildiği ve bu kaynakların tüketiminde devletler arasında çıkan problemlerin hangi prensiplere dayanılarak çözüldüğüne ilişkin meselelerin önemi, giderek artmaktadır.  
      Petrolün yerine geçeceklerin bulunduğu günümüzde suyun ve suyumuzun alternatifi yoktur. Petrolle geliştik, sanayileştik, ilerledik.
      Su ve suyumuz; ayakta kalmaktır, var olmaktır, hayatı devam ettirmektir.    
      Başta Ortadoğu olmak üzere su yüzünden çıkacak savaşlar hiç de uzakta değildir.   
      Su ve suyumuzun vanası, elimizde olmalıdır.
      Vanamıza ortak aranmamalıdır. 
      Vanamıza ortak alınmamalıdır. 
      Okunuyor olmak dileğiyle, saygılar.