Gerekli önlemleri almak yerine elimizin ucuyla tutuyoruz onu da kısa sürede bırakıyoruz.

      Sonrasında olan ne? Deprem, yıktığı yeri yakıyor ...

      Biz unutuyoruz, o hatırlatıyor.

      Gündüz veya gece, zamanı belli değil.

      Başa çıkamadığımız, kontrol edemediğimiz ve hep zamansız yakalandığımız deprem, yıktığı yeri yakıyor.

      Unutmak istediğimizden mi yoksa elimizden bir şey gelmediği için mi en iyi yaptığımız şeyi yapıp, görmezden geliyoruz.

      Deprem, yıktığı yeri yakıyor. Deprem gerçeğinde çaresiziz. Çok canlar verdik, çok acılar çektik.

      Deprem, ‘zaman en iyi ilaç’ diyerek unutulacak bir olay değildir

      Deprem, yıktığı yeri yakıyor. Bir süre sonra unutuyor ve hatırlamıyoruz.

      Depremi yaşayanlar, kendilerinin neyin beklediğini biliyor da geri kalanlar bu unutulan çaresizliğin farkında bile değil. Deprem, yıktığı yeri yakıyor.

      30 Ekim Cumartesi, yer İzmir ve depremle sarsıldık, yıkıldık.

      Bugün 2 Kasım Pazartesi. Tekrar yeni bir deprem olana kadar, unutarak çözüm bulduğumuz deprem gerçeğini, hayatımızdan çıkarıyoruz. Deprem, yıktığı yeri yakıyor.

      Depremin neden olduğu yıkımlar ve ölümler konusunda konuşacak çok söz var. Yıkılan binaları yapan, denetleyen, ruhsat veren kişi ve kurumları yönetenleri de ahlaki ve vicdanı yönden, tartışmak gerekiyor.

      Aynı sokakta, yan yana iki bina ve biri ayakta diğeri enkaza dönmüş. Deprem, yıktığı yeri yakıyor. Enkazdan, vefat edenler çıkartılıyor. Aklımıza aynı soru geliyor, "bu yıkımlar önlenebilir miydi?" Cevap evet ama deprem, yıktığı yeri yakıyor.

      Deprem nedeniyle yıkımların ve acıların yaşanmaması için tek bir şeye ihtiyaç var o da mutlaka ağır yaptırımların getirilmesi.

      Deprem, yıktığı yeri yakıyor. Vefat edenlere, Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun. Ailelere sabır, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

      Okunuyor olmak dileğiyle, saygılar.